gurublogger.com

ZeroBrain Blog’a bir kardeş geldi. Seyahat tecrübelerimi sizlerle kardeş bloğum olan http://www.gurublogger.com ‘ da paylaşacağım. Umarım beğenirsiniz.

Ne demişler , çok okuyan mı , çok gezen mi ?

sevgi ile kalın …

Advertisements

2015 in review

The WordPress.com stats helper monkeys prepared a 2015 annual report for this blog.

Here’s an excerpt:

A San Francisco cable car holds 60 people. This blog was viewed about 320 times in 2015. If it were a cable car, it would take about 5 trips to carry that many people.

Click here to see the complete report.

Yeni bir seneye başlarken…

Henüz yavaş yavaş ısınıyorum 2016’ya … 

Dün bir , bugün iki … 

Ne de olsa sıradan bir takvim yılı. Fazla birşey değişmeyecek gibi hissediyorum. Çok zengin olamayacağım , çok başarılı ve medyatik de olamayacağım , çok iyi şeyler olmayacak , piyango kesin bana vurmaz, sağlık herşeyin başı ama tek başına etkili değil. Yolu hemen hemen yarıladık zaten. Umut fakirin ekmeği , aman umut fakiri olmayalım… Umutlarım “bu sene daha aktif bir blog yayınlayabilirsin” diyor.

Tabii ki umutlarım sürecekler , sürrealist ve fantastik dünyamda beyin meclisimdeki realist ve muhafazakar seslerin , hararetimin yükseldiği esnada imdat frenim olan , koro halindeki, “basit şeylerden zevk al” telkinleri sürecek , telkinlere verdiğim pozitif tepkiler geçici ferahlama, huzur ve memnuniyet verecek. 

Benimde bir aralar olup sonra sürdüremediğim gibi -terlemeden- geçici zengin olanları sorgulayıp , önce sisteme sonra kendime kızacağım ;  fakat bu süreç tek başına olduğumda bir sigara içimliği veya yanımda bir kaç kişi varsa bir dedikodu seansı kadar sürüyor. 

Ara toplam : Kızgınlığımda zenginliğimde geçici … 

Ardışık işlemler halini almış bu iki sürecin sonunuda hayatın gelip geçici olması telkinine bağlayarak sonlandırıyorum. Ctrl + Alt + Del gibi … Bilgisayarı yeniden başlatınca sanki tamamen aynı bilgisayar ile kaldığımız yerden devam etmeyecekmişiz gibi “zihinsel tıkanmalara” geçici çözüm.

Zihinsel tıkanmaların değişmez sebebi “kanımca terleyerek varlık sahibi olanlar genel varlıklıların %1 ini bile oluşturmuyor” sanrısı ;  aksi halde varlık düşmanı veya anti-kapitalist değilim. Manevi zenginliği baz almıyorum, maddisine oranla çok daha soyut. Özetle , “düşüncelerim ve ben” sadece ters yöne girip kısa yoldan köşeyi dönenlere radar kuruyoruz. Bir nevi hayali Robin Hood. 

Rahatlatıcı telkin :Yanlış inançlarım buna temel sebep! 

Değişmeyecek şeylerden biri de etrafımda her sabah birbirimizi çıkarsız arayıp sorduğumuz bir gerçek dostum olmaması ve sanırım yeni yılda da olmayacak. 

Oysa güzel iş çıkardığım ve birbirimize ekonomik çıkar sağladığımız , birlikte  ticaret yaptığımız, uluslararası çapta bir iş çevrem var, fakat bu insanlardan bahsetmiyorum. Telefonumu kapatıp zaman ayırabileceğim, paradan konuşmadan sohbet edebilecek, hayati bir dostum yok. Etrafımdaki insanların büyük bir kısmı, paranın kölesi olmakta…

Maalesef  farkında olsalarda , olmasalar da ; sisteme adapte olmuş halde ve gayet memnunlar , bende bu tatsız ve sığ ahaliyi , zoraki halde kabüllenmekten muzdarip , yokuş aşağı, giderayak yuvarlanıp gidiyorum. 

İşte bu yüzden , 2016’nın ilk zerobrain blog yazısını hayatta tutunabildiğini zannedip aslında tutunamamış olanlar için yayınlıyorum. Benim gibi işini bilmeyenler ile birlikte , belki “işlerimizi bilip” , bütün değer yargılarımızı bir kenara bırakıp , ” çağın ruhuna uyup ” kim bilir belki (?) 2016’da tutunabiliriz. Belki de hayat bir dövüş kulübü ve benim gibiler yani biz , kavga etmeyi pek sevmediğimiz için , oyuna girmek istemediğimiz veya girsek bile oyunu kuralına göre oynayamadığımız için kazanamıyoruz… 

Oyunda “şartlar ve şanslar” ,  “eşit ve adil” değil, kendilerini ” bir dine inanan dindarlar” olarak tanımlayan kesim  oyunun kutsal kitaplarda yazıldığını zannettikleri gibi “eşit ve adil” olmadığına inan(a)mıyorlar ve dindar olmadığını düşündükleri ve tanımladıkları kesime -inan(a)madıklarını inandıkları adı altında – empoze etmeye çalışıyorlar. 

2.ara toplam : 

Tutunamayanları “adil ve eşit olmayan hayata” inanmadıklarına inandığını zannedenler ile hiç bir şey zannetmeyenler oluşturuyor … 

Devam edelim. 

Kendini bilmez tutunamayanların hali  tıpkı Oğuz Atay’ı bilip de Olric’i bilmemek , hiç bir yere dahi varamamak , hiç okumamış olmak gibi … 

İşte “Tutunamayanlar” öyle bir roman ki kimisi bir başlangıçta kimisi sindire sindire 10 senede bitirir. 

İşte tutun(a)madığının farkına varabilmek de böyle bir süreç. 

Sürece yardımcı olması için de ” Tutunamayanlar” dertlere deva , hastalara şifa , yani turp gibi bir roman , yemesende tarlasının yanından geç derler ya , “Tutunamayanlar” da öyle faydalı …

Hemen o gün okumasanda , al , kütüphanende ,  kitaplığında bulunsun 

Belki bir gün merak eder okursun…

Tutunabildiğini zannedip aslında tutunamamış olanlar için …
– Bu yol nereye çıkar Olric?…

– Hiçbir yere efendimiz…
– Hiçbir yer neresidir Olric?…

– Doğru yerdir efendimiz…

– Gidelim mi?..

– Vardık efendimiz……

Rahmet ve nur içinde yat Oğuz Atay. 

Yeni yıl başladı bile , 

Sonuç : Tutunamayanlar tutunanlara tutunsun , iyi tutunmalar !

Bu kadarcık kusur kadı kızında da bulunur!

Bu kadarcık kusur kadı kızında da bulunur deyiminin hikayesi

Vaktiyle genç ve yakışıklı bir adam, bir gözü kör, bir ayağı topal ve sırtı da hafifçe kambur bir kızla evlenmiş. Adamın, böyle bir kızla evlenmesini yadırgayan bir dostu, neden böyle bir hanımla evlendiğini sorunca:

“Sokaklarda lüzumsuz dolaşıp durmasın ve kavga ettiğimiz zaman da beni kovalamasın” diye cevap vermiş.

“Ya körlüğü?” deyince de:

“Tek gözü ile, kusurlarımın ancak yarısını görebilmesi için” demiş.

“İyi” demiş dostu, “peki kamburuna ne diyeceksin?”

Kadının kocası da:

“Eee, sen de amma uzun ettin be birader” diye cevap vermiş. “Bu kadarcık kusur kadı kızında da bulunur.”

Bu kadarcık kusur kadı kızında da bulunur deyimi, hangi durumda olursa olsun, herkeste bir kusur bulunabileceğini ifade etmek için kullanılır.

Daha da önemlisi hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Kusurlarınızdan korkmayın. Onlar sizin bir parçanızdır. Onları sahiplenin ve bu farklılıklarınızı avantaja çevirmeyi deneyin…

Eğer gerçek gücünüzün kusurlarınızın size kazandırdığı farklılıklar olduğunu keşfedebilirseniz , kusurlarınızdan avantajlar elde etmeyi başarabilirsiniz.

Sevgiler

Zero Brain.

alıntı : kulturelbellek.com

Kabağın sahibi …

Vaktiyle Kalenderiyye yoluna mensup bir derviş, nefsle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonraki makam Kalenderilik makamıdır. Yani her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir. Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır. -Vur usturayı berber efendi, der.

Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak : – Kalk bakalım kabak, kalk da traşımızı olalım, diye kükrer.

Dervişlik bu. Sövene dilsiz, vurana elsiz gerekmiş ya. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahçup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz. Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa başlar. Fakat küstah kabadayı traş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder: ‘Kabak aşağı, kabak yukarı.’

Nihayet traş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz bir kaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar. Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayrıihtiyari sorar : 

– Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?

Derviş mahzun, düşünceli cevap verir: 

– Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki bu kabağın bir de sahibi var. O gücenmiş olmalı!……

Ne ekersen onu biçersin !

Sonlu zannettiğimiz hayatlarımız oldukça sonsuz, küçük veya büyük sürprizler ile dolu , bize ne getireceğini bilmiyoruz , biz kimiz bilemiyoruz , neyi keşfediyor olduğumuzun bile farkında değiliz. İnsanoğlunun geçmiş tecrübelerinden oluşan değer yargılarımız ve hislerimiz aracılığı ile anlık beklentilerimizi oluşturuyoruz. Fakat atalar boşuna söylememişler , ne ekersen onu biçersin diye. Eh madem öyle biz de ”İyilik ekelim , iyilik biçelim.”

GÖZYAŞINIZ BAYRAMINIZ OLSUN !

Keder, sevinç ve korku gibi güçlü duygular; gülme, göz kaşıma veya esneme, gözyaşı salgılanmasının artmasına ve neticesinde ağlamaya sebep olabilir .

Kutsaldır , ruhsaldır ve duygusaldır.

Gülersin akar , ağlarsın akar . Şarkı ‘’Boş vermişim dünyaya ağlamak istemiyorsan sende boş ver dünyaya’’ dese de kemanın sızısı kalbinin dibine inince şarkı ne derse desin akar…

Sevsen akar , kızsan akar , üzülsen akar , gülsen akar. Billur tuz gibidir , akar , akar , akar …

Uğrunda gözyaşı dökülmeyen dilekler gerçekleşmez derler ya , hepimizin döktüğü gözyaşları ve gerçekleşen dilekleri için yazdım bu yazımı … 

Mutlu olun , dilek tutun , ister gözyaşı dökün , ister dökmeyin inancınızı kaybetmeyin. 

Kendinize inanmanız gerektiğinin en güzel kanıtı , bir çift nurunuz olan gözlerinizin yaşıdır.

Silin gözyaşlarını bakalım . 

Ekrana gülümseyin.

”Hiç bunları kendine dert etmeye değer mi şu kısacık ömürler yeter mi ?” diye sorun ve kendinize değer verin , paranız varsa kendinize ufak bir hediye verin , paranız yoksa gözlerinizi kamaştıran güneşli bir gökyüzüne bakın , derin bir nefes alın , sigara içiyorsanız sigarayı bırakın.

Unutmayın , kimler geldi , kimler geçti … Hepimizin hakkı olmasa da birisini sevmeye , bir aleme indik yalnız ,  kimlere ne yalan söylediler kaderden bahsetmediler , aslında bir baktık etrafa ”dört bin yanda bizim gibiler” …

Neşeyle dolsun her gününüz … Bulun bir dert ortağı , bir sevgili , bir aşık ve paylaşın hayatı . Hayat kısa , Dünya küçük , dolayısı ile mutlu yaşayın.

Şu dünyada ki sevilen kişi sevmeyi bilendir. Hayatınız bayram olsun !

Sevgiler ,

ZERO BRAIN.

Not : Hiç bir şeyin kafası değil. Madalyona arkasından önünden değil uzaktan bakın.

Hayat sizi sıktığında , hayalleriniz ile kaçamak yapın !

James Thurber’ın 1941 yılında yazdığı roman Ben Stiller’ın oyunculuğu ve yönetmenliği vasıtası ile yaklaşık bir buçuk sene önce beyaz perdeye yeniden aktarıldı.  Bazen bazı filmleri izlerken öyle bir film izlemeye meğerse ne kadar da ihtiyacımız varmış diyerek bizde o filme olan ihtiyacın farkındalığına varırız.  İşte ‘Secret Life of Walter Mitty’ de böyle bir film. Hayatın acımasızlıkları sonucunda kaşarlanmış duygularımızın biraz yumuşatıcı takviyesi ile çözülmelerine ve kendilerini ortaya çıkarabilmelerine yardımcı oluyor. İzleyip kendinizi iyi hissedebileceğiniz filmlerden.

Herkes her gün hayal kurar. Herkesin iyi kötü bir fantazi dünyası vardır. Hayal dünyamız hayat bizi sıktığı anda kısa kaçamaklar yapabileceğimiz arka bahçemizdir.  İnsan ilişkilerinin hem hayallere hem de umutlara ihtiyacı vardır. İnsanlık tarihi her ikisinede ihtiyacımız olduğunu ve her ikisinide hayat bize ne getirirse getirsin kaybetmememiz gerektiğini defalarca kanıtlamıştır.

‘Secret Life of Walter Mitty’ filmini izlerken kendimizi ne kadar iyi hissedebiliyorsak , ünlü keman virtüozü Farid Farjad’ın müziği ile 2000 yılında aldığı 20 farklı ödül ile birlikte ölümsüzleşen Oscar ödüllü kısa animasyon filmi Hollanda’lı Michaël Dudok de Wit tarafından ortaya konan müthiş eser Father and Daughter ( Baba ve kızı ) ağlamayı başaramayanların dahi göz yaşı musluklarını koşulsuz açmalarına yardımcı oluyor. Duygularımızın en ince ayarları ile oynayabilen bu kısa film bizi her ne kadar ağlatsada kızının uzun yıllar süren bekleyişini 8 dakikaya sığdırıp babasına sonunda kavuşmasını, babasına kavuşma umudunu yitirmemesini , babasına kavuşma hayali ile onu en son gördüğü ağacın dibine senelerce belki her gün gidip yolunu gözlemesini vurguluyor.

Soğuk savaş boyunca yıllarca ayrı kalıp kavuşamayan aileler , Berlin duvarının yıkılması ile kavuşmuştur. Geçtiğimiz günlerde hayata gözlerini yuman ünlü CIA ajanı Ruzi Nazar seneler sonra memleketi eski adı ile Türkistan’a günümüzde ki adı ile Özbekistan’a kavuşmuştur.  Ferhat ile Şirin bu dünyada değil fakat ebediyette birbirlerine kavuştular.

Sizde ertelemeyin , hayattan sıkıldığınız anda hayallerinize kavuşun , unutmayın gerçekten isterseniz hayalleriniz bir gün mutlaka gerçekleşir.

Bence öyle , sizce de öyle değil mi ?

Zero Brain

İyi uykular kızım…

Kafamı yastığa koyduğumda hep hayal etmeye başlardım.  Çok farklı hayallerim vardı. Hiçbirini gerçekleştiremedim. Hayat benim farklı yönlere gitmemi istedi ,örneğin hiç kızım olacağını hayal etmemiştim.

Eskiden duvarlara bakarak konuşurdum. Hayal kurardım. Sonra konuştuğum duvarlara posterler , uçak resimleri asardım. Onları hayal ederdim. Küçük bir apartman odasında büyüyen benim için duvarlar gökyüzü gibi idi. Duvarları kaplayan kağıtlar , posterler , resimler ve boyaların renkleri hayallerimi tamamlardı … Hayal gücü sahnemin dekorları idi.

Duvarlar ayrıca sınırdı benim için , birer limitti … Küçükken yatağım hep bir duvarın yanında oldu ve o duvara dönüp yattım yüzümü. Duvarlar her ne kadar limitleyici ve hapsedici olsalar da aynı zamanda güven verici oldular . Onların sertliği , sağlamlığı bana güven verdi. Güçlü bir duvara yaslanmak isterdim hep.  Duvarın arkasını da merak ederdim. Duvarın arkasında komşumuzun hangi eşyası vardı merak ederdim.

Duvarlara güvenirdim çünkü kapılara güvenmezdim.

Kapılar bana göre tehlikelilerdi. Kimin geleceği belli olmayan , ne zaman ve kimin tarafından açılacağı belli olmayan , rüzgardan kendi kendine çarpan , kapanan ,duvarın sessizliğine karşı gacur gucur gıcırdayan , arasına parmak sıkışabilen , doğru kilitlenmediği için asansör boşluğuna insanları bırakan , unutulup kilitlenmediği için küçük çocukları yüksek balkonlara ittiren kapılar , açılan kapanan kapılar , kış günleri arasından soğuk sızdıran karaktersiz kapılar. Eskiyip yerine oturmayan gardırop kapıları. Anahtarı unutulup insanları dışarıda bırakan kapılar . Kapı sağlamdır diye güvenilen ama hırsızı içeri alan güçsüz , adi kapılar. Kapandığı için önüne kadar koşa koşa gidip geciktiğim için uçağa bindirmeyen acımasız kapılar; hayal gücü sahnemin katili , yanlızlığa engel kapılar.

Artık hayal kurmak da bana acı veriyor.

Elde ettiğim şeyleri kaybettikten sonra tekrar hayallerini kurmak bana hep acı verdi.

Hayallerimi kendim öldürdüm. İnsan kendi hayal kurup kendi bitiriyor. Kendi düşen ağlamaz derler ya , bende ağlamıyorum , ama ileride ağlamamak için artık hayal de kurmuyorum.

Artık kafamı yastığa koyunca kendimi sadece hafif hissettiğim sonsuz bir derinliğe bırakıyorum. Sanki tavandan dipsiz bir boşluğa düşer gibi … Yavaş yavaş , sıcak sıcak , zevkli zevkli düşerken uykuya dalıyorum.

Bir bakmışım uyanıyorum , gözlerim yarı açık  yeni güne bakıyorum . Elimde olsa her gün güneşin gözüme direk vurarak beni uyandırabilecek tek sebep olduğu bir yatakta uyanmak isterim. Güneşin doğuşu ne kadar çaresiz , umutsuz ve karamsar olursanız olun size umut verir. Gün batımı ise hüzün verir. Şayet gün batımında mutlu iseniz , o an hayat kaygınız yok demektir . Varın daha mutlu olun.

Duvarlara bakıp hayal ederdim de bir gün duvar olacağımı hiç hayal etmezdim. Artık tek kurgulayabildiğim hayal sonsuz bir boşluğa  yavaş yavaş , sıcak sıcak , zevkli zevkli düşebiliyor olmak çünkü hayal kurmak istemeyecek kadar korkak ve tembel bir babası olan kızımın duvarı olup onun hayallerinin sahnesi olmak için yaşıyorum.

İyi uykular kızım. Hayallerinde buluşmak üzere.

Baban ,  arkandaki duvarın.

ZERO BRAIN

Başlayalım mı ? 

Kısa süre önce blog oluşturmaya karar verdim. Belli bir sebebi yok. Belli bir konusunda yok . Konular birbirine alakalı da olmayacak .

Bir gün İstanbul’dan Ankara’ya giden uçaklarda üzerine ayran döken yolcuların sayısının kahve dökenlerin sayısına oranı hakkında yazıp başka bir gün yüksek binalardan serbest atlayış yapan çılgın insanların videolarını izlerken ellerimin neden terlediğini yazabilirim .

Sıkıcı gelebilir .

Ama lütfen sıkılmayın , bu işte çok yeniyim diyerek oksijenim olan okurlarıma onları bunaltma pahasına el açacak kadar çaresiz değilim.

Sevgiler
Zero Brain